Konuyu Değerlendir
  • 1 Oy - 1 Ortalama
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Kainatta Her Şey Allah’ı Tesbih Eder Zikreder
#1
Dini-1 
[Resim: 24667616nf.jpg]

Kainatta Her Şey Allah’ı Tesbih Eder Zikreder

Göklerde ve yerde olanların, güneş, ay, yıldızlar, dağlar, ağaçlar, hayvanların ve insanların birçoğunun Allah’ı zikreder.

Kâinatta var olan her şey Cenâb-ı Hakk’ı zikir hâlindedir. Kur’an’da Allah Teâlâ insana duyuruyor; “Yedi kat gökler ve yer ve bu ikisi arasındakiler O’nu tesbih ederler; hiçbir şey yoktur ki O’nu hamd ile tesbih etmesin. Ama siz onların tesbihlerini anlamazsınız. O, Halîm’dir, çok bağışlayandır.” (İsrâ, 17/44) (Hadîd, 57/1) (Rahman, 29)

Şems-i Tebrizi Hazretleri bu konu hakkında; “Cansız nesnelerin konuşmaları ve hareketleri hakkında söz söylüyorum ama bilim adamları (felsefeciler) bunu kabul etmiyorlar. Şimdi ben (bu şeyleri gören) gözlere ne yapayım? Peygamber’in “inleyen ağaç” hakkında rivâyeti var. Bunu anlayanlar nerde?” “Su ile uyuşan toprak daima yeşil kalır. Hele o toprak …uyanık ve konuşkan olursa, bu toprak kendini bezeyenleri bilir. Aklı başında olan ondan nasıl habersiz yaşayabilir?” “Cansız varlıkların da ayrılma ve birleşmeleri vardır. Ancak onların iniltileri duyulmaz. Nasıl ki Kur’an’da; “Her varlık kendi diliyle Allah’ı tesbih eder. Allah’ı tesbih etmeyen varlık yok.” buyurmuştur.

İNSAN VE TABİAT İLİŞKİSİ

İnsanın ilahî tabiatı ve evrendeki yeriyle ilgili bir tarif de Seyyid Hüseyin Nasr tarafından yapılmıştır: “İnsanoğlu tabiat için bir rahmet kanalıdır; insan manevî hayata aktif katılımıyla tabiata ışık saçar. İnsan tabiatın nefes aldığı ve can bulduğu ağızdır. İnsan ve tabiat arasındaki bu sıkı bağ nedeniyle insanın batınî halleri zahirî düzende yansır. Şayet veliler ve arifler olmasaydı tabiat onu aydınlatan ışıktan ve onu canlı tutan havadan mahrum kalırdı. Bu, neden insanoğlunun manevî varlığı karanlık ve kaos içinde olduğunda tabiatın da ahenk ve güzellikten dengesizlik ve düzensizliğe döndüğünü açıklamaktadır.”

“Sadece zahirde yaşayan insanlar tabiatı istedikleri gibi şekillendirip hükmedebilecekleri bir şey olarak görürler. Ancak varlığının batınî boyutuna yönelen kişi tabiatı bir sembol, şeffaf bir gerçeklik olarak görüp onu tam manasıyla idrak edebilir.”

“İnsana indirilen vahiy (Kur’an), kendisi de bir Kitab olan kozmik Vahiy’den ayrılamaz. İslam, insanı tabiattan ve tabii ilimleri marifetten ve tabiatın metafizik boyutundan ayırmayı reddederek, kâinata dair bütüncül bir görüşü korumuştur ve kozmik ve tabii düzenin damarlarında ilahî rahmet akışını görmektedir.”

AĞAÇLAR ALLAH’A SECDE EDİYOR

Özel olarak üzerinde durduğumuz ağaçlar da bundan ayrı değildir. Nitekim yine Kur’an-ı Kerim’de ağaçların bu haliyle ilgili şöyle buyrulmuştur; “Göklerde ve yerde olanların, güneş, ay, yıldızlar, dağlar, ağaçlar, hayvanların ve insanların birçoğunun Allah’a secde ettiklerini görmüyor musun?” (el-Hac, 22/18)

Rahman Suresinde, kâinatın düzeninden, sırlarından, güzelliklerinden, nimetlerden bahsedilmektedir.Câbir b. Abdullah’tan nakledilen bir rivayete göre Hz. Peygamber ashabına Rahmân sûresini okumuş, onların sükût etmesi üzerine de, “Ben bu sûreyi kendilerine mahsus gecede cinlere okuduğumda sizden daha güzel bir karşılık verdiler. ‘Rabbinizin nimetlerinden hangisini inkâr edebilirsiniz?’ âyetlerine geldiğim zaman onlar, ‘Hayır, ey Rabbimiz, senin nimetlerinden hiçbirini inkâr etmeyiz, hamd ve şükür sana mahsustur’ dediler” buyurmuştur. (Tirmizî, “Tefsîrü’l-Ḳurʾân”, 55; İbrâhim Ali)

Rahman Surenin ilk altı ayetinde Allah Teala şöyle buyurmaktadır: “Rahmân, Kur’an’ı öğretti. İnsanı yarattı. Ona beyanı (düşünüp ifade etmeyi) öğretti. Güneş ve ay bir hesaba göre hareket etmektedir. Otlar ve ağaçlar (Allah’a) boyun eğerler.” Ayetlerdeki manaları vesıralamaları üzerine tefekkür edildiğinde insanın yaratılış evreleri anlatıldıktan sonra 6. ayette doğanın yaratılış sırrını anlatıyor; kâinatta var olan her şey Allah’ı(c.c) zikretmektedir. Yalnızca kâinattaki nimetlerden değil, nimetlerin yaratılış hikmetinden bahsediliyor, varlığının batınî boyutuna bahsediliyor. Hz. Mevlana’nın: “Muhabbetin hakîkatini bir ağaçtan duy ve ondan ibret al!”ifadesi ile söylediği gibi…

Tüm varlık, sebeb-i hilkat-i âlem olan Efendimiz’e (sav) doğru yönelmiştir. Her bir varlık ona hizmet etmek gayretindedir. Bir işaretiyle ikiye bölünen ve sonra tekrar birleşen ay, ona gölgelik eden bulut, hutbe okuduğu kütük, dile gelen taşlar, ayrılığa dayanamayıp hayatına son veren devesi bunlara birer örnektir. Yine Efendimizin (sav) emriyle, zaten zikir halinde olan ağaçların insan gibi hareket ettikleri, dile geldikleri de görülmüştür. Bir anlamda ağaçların zaten hal diliyle yaptıkları zikirlerini, ağaçları yürütüp konuşturarak göstermiştir.

İSLAM AĞACI

Ölümün dört yanı sardığı anlarda canlarını İslam uğruna feda eden şehitler, kendi kıyametlerinin yakınlığını hissettikleri halde canlarını şehâdet toprağına bırakmış, İslam ağacını sulamışlardır. Bu ağacın bünyesine karışarak daimi diriliği bulmuşlar, arkalarından gelenlere fedakârlıklarını, uğruna yaşadıkları değerleri birer emanet olarak bırakmışlardır. Habil’in İslam ahlakına uygun davranmakla hizmet ettiği İslam Ağacı, onun gibi canlarından geçen şehitlerce hep yemyeşil olacaktır. Meyveleriyle, gölgesiyle hep yaşayacak ve yaşatıcı olacaktır. Müslümanlar, İslam’ı yaşadıkça, ona sahip çıktıkça gölgesinden, meyvelerinden nasiplenebilir. Ondaki bu yaşatıcılığa katlanamayan, kendi kanlı düzenlerinin bozulacağından korkan ‘Kabiller’ ise kıyamete kadar onu baltalama ve kurutma çabalarını sürdürecektir. Dünya tarihine ve günümüze bakıldığında Kabillerin, Habiller üzerindeki zulmü açıkça görünmektedir. Irak’ta, Afganistan’da, Filistin’de, Suriye’de, Doğu Türkistan’da, Bosna’da yaşananlar Habil’in uğruna canından geçtiği İslam ağacına duyulan düşmanlıktan ötürüdür. Ancak tüm bu düşmanlıkların o kutlu ağaca zarar veremeyeceği de açıktır.

BİZİ TOPRAĞA GÖMDÜLER AMA TOHUM OLDUĞUMUZU BİLMİYORLARDI

Aliya İzzetbegoviç’in “Bizi toprağa gömdüler ama tohum olduğumuzu bilmiyorlardı.” sözüyle ifade ettiği gibi, görebilenler için her türlü zulme rağmen yaşamaya ve yaşatmaya devam edecektir. Bazı insanlar öyle yaşarlar ki sâlih amelleri ile dikmiş oldukları hayır fidanları, onlar bu dünyayı terk etmiş olsalar bile insanlara gölgelik olmaya, nimet sunmaya devam eder.


Cansız varlıklar da Allah’ı tesbih ve zikreder mi?

Cenâb-ı Hak, yarattığı canlı-cansız bütün mahlûkâtına kendini tanıtmış ve onları dâimî bir sûrette zikirle vazifelendirmiştir. Bu sebeple mahlûkâtın hepsi, bizim idrâkimiz dışında, kendi dillerince ve husûsiyetleri mûcibince, tabiî ve periyodik bir zikir hâlindedir.

Allâh’ı tanıyıp itaat etme keyfiyeti, sadece insana has bir durum değildir. Hattâ diğer varlıkların, gayr-i irâdî de olsa, bu hususta nice insanlardan daha yüksek bir seviyede bulunduğu ifâde edilmiştir.

HZ. DAVUT’UN (A.S.) EMRİNE VERİLEN VARLIKLAR

Âyet-i kerîmede buyrulur:

“...Kuşları ve tesbih eden dağları da Dâvud’a boyun eğdirdik. (Bunları) Biz yapmaktayız.” (el-Enbiyâ, 79)

Rabbimizin; dağların, taşların, kuşların zikrini haber vermesi ve buna benzer bütün beyanları, zikir hususunda cemâdat ve hayvanattan daha gâfil kalmaması için, mahlûkâtın en şereflisi kılınan insanoğluna açık bir îkaz mâhiyetindedir.

KUŞLAR ALLAH’I NASIL ZİKREDER?

Gönül gözü açık bir insan, bütün âlemin ilâhî tecellîlerden ibâret olduğunu idrâk eder, her şeyde ilâhî sanatı seyreder. Kâinattaki her zerre, ona ilâhî bir neşveden haber verir. Minicik kuşların bir damlacık yüreklerinden dökülen feryat nağmeleri bile, Hakk’a teşne gönüller için en duygulu teşbihlerdir.

BİNEK HAYVANLARINA NASIL DAVRANMALIYIZ?

Şu misal de, bu hususta ne kadar mânidardır: Peygamber Efendimiz -sallâllahu aleyhi ve sellem-, yolda giderken bir grup insana rastladı. Binek hayvanlarının üzerinde durmuş (sohbet ediyorlardı). Onlara şöyle buyurdu:

“Hayvanlarınıza, onları yormadan güzelce binin ve (kullanmadığınız zaman da) güzel bir şekilde bırakın, dinlendirin. Onları yollardaki ve sokaklardaki konuşmalarınız için kürsü edinmeyin. Nice binilen hayvan vardır ki sırtına binenden daha hayırlıdır ve Allah Teâlâ’yı ondan daha çok zikretmektedir.” (Ahmed, III, 439)

İşte bu hassâsiyet sebebiyledir ki ârif mü’minler, Allâh’ı zikrettikleri için zerreden kürreye kadar bütün varlıklara ulvî bir nazarla bakarlar. Sarı çiçekle içli içli hasbihâl eden Yûnus Emre’nin; “Benim bir karıncaya, ulu nazarım vardır…” buyurması da bu hikmetin veciz bir ifâdesidir.

VARLIKLARIN ZİKRİ

Âyet-i kerîmelerde buyrulur:

“Görmez misin ki; göklerde ve yerde olanlar; Güneş, Ay, yıldızlar, dağlar, ağaçlar, hayvanlar ve insanların birçoğu Allâh’a secde ediyor. Birçoğunun üzerine de (gafletleri sebebiyle) azap hak olmuştur...” (el-Hacc, 18)

“Yedi gök, yer ve bunlarda bulunan herkes O’nu tesbih eder. O’nu hamd ile tesbih etmeyen hiçbir şey yoktur. Ne var ki siz, onların tesbîhini anlamazsınız...” (el-İsrâ, 44)

ALLAH’I KİMLER TESBİH ETMEZ?

Kâinattaki bu ilâhî zikir programından yalnız cinlerin ve insanların gâfilleri mahrum hâldedir. Zira cinler ve insanlar, imtihana tâbî ve irâde sahibi varlıklar olmaları sebebiyle hayra da şerre de istîdatlı kılınmışlardır. Bu sebeple Allâh’a kulluktan kaçınıp, emrine muhâlefet etmek bedbahtlığı, mahlûkat içinde yalnızca bu iki zümrenin şaşkın gâfillerine has bir durumdur.

Rabbimizin, âyet-i kerîmelerde mahlûkâtın dahî kendisini zikir hâlinde olduğunu beyân etmesi, Allâh’ı unutup dünyaya dalan gâfillere âdeta; “Görmüyor musunuz, uğruna Ben’i terk ettiğiniz dünya bile aslında Ben’i zikrediyor ve Ben’im ilâhî hükümranlığıma tam bir teslîmiyetle boyun eğiyor.” mesajını vermektedir.

“ Yedi gökle yer ve bunların içinde bulunan melekler – cinler – insanlar onu tesbih ederler hiçbir şey hariç değil hepsi ona hamd ile tesbih eder fakat siz onların tesbihini iyi anlayamazsınız o hakikaten halimdir gerçekten affedicidir.”( İsrâ , 44)

Bu âyet-i kerime ile birlikte, beş tanesi sûre başı olmak üzere, canlı cansız bütün varlıkların Allah’ı tesbih ettiği açık ve net olarak yedi ayet’te belirtilmektedir…

Ayeti kerimeden anlaşılıyor ki bu kâinatta var olan her şey Allah’ı zikretmektedir…

Çağdaş diye nitelenen eğitim sisteminde, cansız olarak öğretilen varlıklar, tam tersi kendi oluşum programı dâhilinde zikir ile meşgul olmakta, Allah’ı tesbih etmektedirler…

Varlıklar âleminin tamamı düşünüldüğünde ortaya eşsiz bir kâinat tablosu çıkmaktadır…

Dağlar, taşlar, ağaçlar, çiçekler, haşerat dâhil tüm hayvan ve insanlar yeryüzünde hareket eden her şey ve bunlara ilave olarak gök sakinleri ne varsa tamamı Allah’ı zikrederek ona doğru yükselmektedirler…

Görünen ve gözükmeyen bütün varlık âleminin canlı olduğunu hissetmek insanı ürpertecektir. Eli ile dokunduğu ayağı ile bastığı her nesnenin Allah’ı tesbih ettiğini algılamak, onların’da tanımlanamayan bir yaşam sahibi olduğunu düşünmek gerekmektedir…

Her türlü kirden arınmış ve sâfiyete ulaşmış bir ruh, hareketli hareketsiz her nesnenin Allah’ı tesbih ettiğini anlar ve o saf ruh, gafillerin kavrayamadığı kâinat sırlarına vâkıf olur…

Uyanık bir kalb ile gafil bir yaşam içinde ömrünü tüketen kalb arasında perde vardır.

Tüm evreni oluşturan varlıklar arasında, Allah’ı tesbih etmek, ona hamd etmek onu bilmek ve her şeyi yoktan vâr eden yüce yaratıcıya boyun eğmek her şeyden önce insanoğlundan beklenir.

TESBİH: Allah’ı (c.c) yüce zatına layık olmayan her şeyden, dilimizle ve kalbimizle tenzih etmek, O’nun kusursuz olduğunu beyan etmektir… Kur’an-ı Kerimde tesbihat ile ilgili 45 ayet-i kerime bulunmaktadır…

Tesbihten maksat; her canlının kendisini ifade etme kabiliyeti neyse o şekilde Allah’ı yüceltmesidir. İ. Hakkı Bursevi şu misali veriyor:

“Toprak yerinden ayrılmayıncaya dek, kavun karpuz ve benzeri tüm bitkiler koparılmayıncaya dek, yaprak ağaçta iken, su aktığı sürece vahşi hayvanlar ve kuşların çığlıkları birer tesbihattır.”

Ayette geçen gökler ve yeryüzünün tesbihi; Allah’ın hikmetine kudretine ve onun varlığına delalet etmek için kendi konumu içinde hâl diliyledir. Yer ve gök arasındaki, melek cin ve insanların tesbihi ise kendilerine has lisanları iledir.

Tesbihattan maksat; konuşan canlıların lisanı ile diğerlerinin de bulunduğu makam ve konum itibari ile zikretmesidir…

Hayvanat, bitkiler ve eşyadan hiçbir şey yoktur ki, Allah’ın hikmetini kudretini yaratıcılığını göstermek için Allah’ı tesbih etmesin… Ancak insanların harici diğer varlıkların tesbihatına şahit olmak için manen ileri boyutlarda olmak gerekir.

Resulu Ekrem s.a.v efendimiz; “ Mekke’de bir taş biliyorum ki, Peygamber olmadan önce bana selam verirdi… Şimdi de o taşı biliyorum.” Buyurmuşlardır…(Müslim)

Hz. Ali ra. şahid olduğu şu olayı aktarmaktadır:

“ Biz Mekke’de Resulullah s.a.v ile birlikte bazı nâhiyelere doğru yola çıkmıştık, önüne gelen hiçbir dağ ve ağaç yoktu ki ona Esselamu aleyke ya Resulallah… Demesin” (Tirmizi)

İbn-i Mesud; “Nebî sav efendimizle beraber yemek yerken yemeğin tesbihini işitirdik” şehadeti önemlidir. (Buhari)

İbn-i Abbas, Sad suresi 17-19. Ayetleri açıklarken “Davud as. Allah’ı tesbih ettiği zaman, dağlar onun tesbihine eşlik ederlerdi” demektedir.

Şeyh-i Ekber Muhiddin İbn-i Arabî, yaratılan tüm varlıkların kendi dilleri ile Allah’ı zikir ettiklerini belirterek, derece olarak dört farklı biçimde mevcudat’ı inceler:

CEMÂDÂT: (Cansız varlıklar) Zikrullah ve tesbihatta en uyanık olanlardır. Hiçbir geçim sıkıntısı ve dünya düşüncesi olmaksızın Hakk’a uyan, Allah’ın hükümlerine teslim olup boyun eğen varlıklardır. Dağlar, sular ve toprak gibi varlıklar bu sınıfa girer…

NEBATÂT: (Bitkiler) Allah’ı zikretmek ve tesbih konusunda cansız varlıklardan bir derece aşağıdır zira doğup gelişmek, meyve verebilmek için su, toprak, güneş, hava gibi ihtiyaçları vardır. Bu ihtiyaçları temin esnasında gaflete düşebilirler.

HAYVANÂT: Hayvanların zikir ve tesbihleri, derece olarak bitkilerden aşağıdadır… Büyüme, üreme, hasta-

lık, geçim temini ve diğer ihtiyaçları bu sınıfı daha fazla gaflet’e düşürmektedir.

İNSANLAR: Bitki ve hayvanlarda olan tüm ihtiyaçlarla beraber, akılları itibari ile benlik, hayat, hafıza, şüphe, vesvese, hırs şehvet, gibi özellikleri, onları zikrullahtan geri bırakmaktadır.

İnsanoğlunun yaratılış gereği bünyesinde mevcut olan zafiyetler nedeniyle doğru yolu bulabilmeleri için Resul ve Nebileri vasıtası ile vahiy göndererek Hakk’ı bildirmiş ve hidayet yolunu göstermiştir. Yaratılan varlıklar içinde en fazla gaflete düşen varlık insandır.”

Şeyh Necmeddin Daye, Şeyhul Ekber gibi varlık âlemini ve tesbihatı üç kısıma ayırmaktadır:

    Zevil ukûl tesbihi
    Hayvanat’ın tesbihi
    Cemadât’ın tesbihi

Zevil ukûl tesbihi, yani kendisine akıl bahşedilmiş varlıklar dil ile Allah’ı tesbih ederler… Tesbihat ile birlikte lisan veya bedenle yapılan ibadetlerde bu kapsam içindedir. Tesbihi ukala yani akıl bahşedilenlerin tesbihi melek ve insanoğluna mahsustur.

Meleklerin tesbihi sürekli Allah’ı yüceltmekle olur. Meleklerin tesbihi insan gıdası gibidir. Onlar tesbihat ile diridirler eğer tesbihattan kesilirlerse helak olurlar. Tesbihat, meleklerde derece olarak ilerleme sağlamaz..

İnsanların tesbihatı ise melekler gibi Allah’ı yüceltmekle olur. İnsan Allah’ı tesbih etmekle yükümlüdür…

Ancak melekler gibi yaratılış sebebi olmadığı için zikrullaha devam ve sürekli tesbihât, manen ilerleme ve yücelmelerine sebep olur.

Canlı ve cansız varlıkların tesbih’i için Yeryüzü bir fânus olarak düşünülürse, bu fânus altında cümle âlem kendi lisanı ile zikrullaha devam ederler.

Hayvanların tesbihi, kendi dilleri ile oluşan, ötüş veya haykırış şekilleridir…” demektedir.

Konunun öneminden dolayı tekrar etmek gerekirse sadece insanların değil, şuursuz olarak tanıdığımız hayvanların, güneşin, ay ve yıldızların dağların, ağaçların, taş ve toprağın Cenab-ı Hakkı zikretmiş olduğu şu ayet-i kerimelerle net olarak beyan edilmektedir:
“ Yedi gökle yer ve bunların içinde bulunanlar, O’nu tesbih ederler… Hiç bir şey hariç değil…” (Elisra-44)

“Ey insanoğlu göklerde ve yerde var olan her şeyin güneşin ayın, dağların, ağaçların ve hayvanların Allah’ın önünde secde ettiğini görmüyor musun?”(ElHacc, 18)

“Göklerde ve yerde bulunan her şey Allah’ı tesbih etmektedir. O aziz ve hâkimdir…”(El-Hadid, 1)

Cemadât ve hayvanatın tesbih ettiğini şu ayeti kerimeden öğreniyoruz:
“And olsun, Davud’a tarafımızdan bir üstünlük verdik. “Ey dağlar ve kuşlar! Onunla beraber tesbih edin dedik” (Sebe -10)

“…..Dağları biz onun emrine (Davut )verdik ki , akşam sabah onunla birlikte tesbih ederlerdi…Kuşları da toplu halde onun emrine vermiştik; Hepsi birden ona yönelirlerdi…” (Sad-17-19)
“Görmedin mi? Göklerde ve yerde olanlarla dizi dizi uçan kuşlar Allah’ı tesbih etmektedirler. Her biri kendi duasını ve tesbihini bilir.”(Nur-24)

Yukarıda bir kısmını sıraladığımız ayeti kerimelerden varlıkların kendilerine has canlılığı, atomik yapısı ve gücü olduğunu öğreniyoruz.

Ayrıca Hadis-i şeriflerden, insanoğlu dışında diğer yaratılmışların Nebî ve Resuller ile bağlantısı olduğuna inanıyoruz.

Allahu teala, göndermiş olduğu Resul ve Nebilerine inanmayan topluluklara, taş bitki ve benzeri varlıkların Allah’ın varlığı ve birliğine şahadet ettiklerini göstermiş, cansız diye bildiğimiz varlıklar dile gelmiştir.

Rasulullah sav. Efendimize inanmayan, amcası Ebu Cehil’in elinde tuttuğu taşlar dile gelerek şahadet getirmiş olmasına rağmen Ebu Cehil iman etmemiştir.

Hz. Musa as’ın, elindeki sopası ile suya vurduğunda Kızıldenizin yarılması, firavun ordusunu tanıyıp onları boğması, Hz. Süleyman as’ın hayvanlar âlemini idare etmesi hep NASS ile sabit gerçeklerdir…

Rasulullah s.a.v efendimizin üzerine çıktığı hurma kütüğünün artık kullanılmayacak olmasından dolayı ağlayıp inlemesine yüzlerce sahabe şahit olmuştur.

Sahipleri tarafından zulüm ve işkence altında çalıştırılan binek hayvanları dile gelerek, sahiplerini, Nebî

    efendimize şikâyet etmişlerdir. Mesnevide Mevlana, hayvanlar âlemini şöyle anlatıyor.

“Kuşların sultanı leylekdir.

Onların leklek diye çıkardıkları ses nedir bilirmisin hamd-ü lek – şükr-ü lek – mülk-ü lek ya müsteân… Diye

zikrederler.” Yani hamd sana şükür sana mülkün sahibi kendisinden yardım istenen Allah’ım…

Kur’an-ı Kerim, hayvanlar âleminin, bir ümmet, bir topluluk olduğunu bize öğretmektedir…(En’an, 38)

Ayrıca; BakaraEn’amNahlNemlAnkebutFîl sureleri, canlı türleri ile isimlendirilmiştir…

Nebî sav efendimiz;” Hayvanlara duyulan merhamet ve onlara yapılan her iyiliğin bir sevabı olduğunu” beyan buyurmuşlardır…(BuhariMüslim )

Özellikle, eşyanın tabiatı ile ilgili Darvinistpozitivist eğitim neticesinde cansız varlıklar olarak öğretilen yaratılmışlarında birer varlık olduğunu ayetlerden öğrenmiş olduk…

Yanlış öğretiler ve alışkanlıklar, çağdaş! Bilime uygun olsun diye Kur’an’da olmayan değişik yorumlara başvurmak lüzumsuzluktur. İmânî tehlike oluşabilir…

Mükemmel ve en üstün varlık olarak yaratılan ilk insanı, hayvanla insan arası bir yaratık (maymun) olarak savunan öğretiler evrim teorisi olarak, İslam karşıtlarınca kabul ediliyorsa;

Allah’a iman eden tüm bireyler, insanı başlangıçtan son ferde kadar mükemmel yaratılmış mükerrem insan olarak bilmek zorundadır…

Canlı cansız tüm varlıkların Allah’ı zikretmesi;

İnanmayan, bulanık kafalara sığmayan bir konudur.

Varlıklarla ilgili bütün kavrayışlarımız, her şeyden evvel kâinatı yok’tan vâr eden Allah’ın kanunlarına uygun olmalıdır…

Tüm yaratılan şeylerin Allah’ı tesbih ettiği gerçeği inkâr edilemez… Aksi iman problemi çıkarabilir…

İmam-ı Begavi hazretleri

Kab-ül-Ahbar hazretlerinden nakleder.
Süleyman Aleyhisselamın bildirdiğine göre, bazı kuşlar öterken şöyle derler:
Tavus kuşu: Cezalandırdığın gibi cezalandırılırsın.
Hüdhüd: Merhamet etmeyene merhamet olunmaz.
Göçeğen: Ey günahkârlar, Allahü teâlâdan af ve mağfiret isteyin!
Kaya kuşu: Her canlı ölecek, her yeni eskiyip çürüyecektir.
Kırlangıç: Ne yaparsanız, onu bulursunuz.
Güvercin: Yeri göğü mahlûkatla dolduran Rabbimi, noksan sıfatlardan tenzih ederim.
Kumru: Sübhâne Rabbiyyel-a’lâ.
Karga: Allahü teâlâ her şeyi helak edecektir.
Kustat kuşu: Susan, başına belâ ve musibet gelmesinden kurtulur.
Papağan: Düşüncesi dünya olan kimseye yazıklar olsun!
Doğan: Sübhâne Rabbî ve bihamdihî.

Tütün de zikreder

Sual: Bir hoca, (Bütün otlar zikreder, tek zikretmeyen ot, tütün bitkisidir) diyor. Tütün niye zikretmez ki?
CEVAP
O kimse, ya cahilliğinden veya bildiği hâlde taassubundan dolayı tütünü kötülemek için öyle söylemiş olabilir. Gökte ve yerde bulunan gezegen ve taş gibi canlı cansız her şey zikreder. Bir âyet-i kerime meali şöyledir:
(Yedi kat gökle yer ve bunların içindekiler [canlı cansız her şey], Allah’ı tesbih eder. Hiçbir şey yok ki, Onu hamdle tesbih etmesin, fakat siz, onların tesbihini anlayamazsınız!) [İsra 44]

Allahü teâlâ, (Allah'ı zikretmeyen hiçbir şey yok) buyururken, o hocanın tütün bitkisi zikretmez demesi çok yanlıştır. Hac suresinin 18. âyet-i kerimesinde de, gökteki Güneş, Ay ve yıldızlarla yerdeki dağlar, ağaçlar ve bütün hayvanların zikrettiği bildiriliyor.

Yine böyle, mutaassıp bir cami imamı, (Her bitki Allah'ı zikreder, tütün zikretmez, o kâfirdir) der. Nakşi büyüklerinden âlim ve seyyid bir şeyh hazretleri de, tütün içmediği hâlde, onun mubah olduğunu göstermek için, (Getirin, imamın kâfir dediği tütünü yakayım) buyurur. İmam hatasını anlayıp özür diler.

Yine tütüne haram diyen taassup ehli bir hocaya Temel der ki:
(Mubah diyenler de var, haram diyenler de. Ben her iki tarafı da memnun ediyorum. Tütün, haramsa yakıyor, helâl ise içiyorum.)

Temel, (Tütün haramdır, tütün kâfirdir) diyenin gönlü olsun diye, tütünü yakıyormuş, bu arada mubah diyen zata da uymak için içiyormuş.

Zikretmeyen bitki var mı?

Sual: Sigarayı şaraptan daha kötü bilen, her fırsatta, alkolün değil de, sigaranın haramlığından bahseden çok bağnaz bir hoca, sigara hakkında öyle hikâyeler uyduruyor ki, selim akıl sahiplerinin bunları kabul etmesi mümkün değildir. Son olarak, (Her bitki Allah'ı tesbih eder, zikretmeyen tek nebat, tütün bitkisidir) dedi. Tütün gerçekten zikretmez mi?
CEVAP
Taassup, insana olmayacak şeyleri söyletiyor. Eğer öyle söylemesi, câhilliğinden değilse, mutlaka art niyetinden dolayıdır. Çünkü yalnız bitkilerin değil, istisnasız canlı cansız her şeyin Allah'ı zikrettiği Kur’an-ı kerimde açıkça yazılıdır. (Hocayım) diyen biri, bunu nasıl bilemez? Bir âyet-i kerime meali:
(Göklerde ve yerde [istisnasız] ne varsa, hepsi Allahü teâlâyı tesbih etmektedir.) [Hadid 1]

Bezzaziyye fetva kitabında, (Kabristandaki yeşil otları koparmak mekruhtur. Çünkü istisnasız bütün otlar, tesbih eder) buyuruluyor. Bu fetvada da hiçbir ot istisna edilmemiştir.

[Resim: Dini-Resim-V050220181542_N7.jpg]

[Resim: i883b9fdst.jpg]





Signing of RasitTunca Original
By Kar©glan

Başağaçlı Raşit Tunca
Alıntı


Foruma Git:


Bu konuyu görüntüleyen kullanıcı(lar): 1 Ziyaretçi